zego.
Alegori mağarası.

"Nihayet savaş büyük bir keşfin yapılmasını sağladı; insanların da aynı hayvanlar gibi evcilleştirilebileceği görüldü. Yenilmiş düşmanın öldürmek yerine köleleştirilmesi; canının bağılşlanmasına karşılık mahkum edilmesi mümkündü. Bu keşif taşıdığı önem bakımından hayvanların evcilleştirilmesiyle kıyaslanmıştır. Tarihin ilk dönemlerinde kölelik antik çağ endüstrisinin temeliydi ve sermaye biriktirmede güçlü bir araçtı." - Gordon Childe, Kendini Yaratan İnsan.

coffee_zpsaa2d562d.gif

Day.

Geçen gün Aliekspress siparişi için gümrük dairesine gitmem gerekti. Tanımlayamadıkları parçaları tutuyorlar, nedir belirleyip belli bir gümrük fiyatı biçip ona göre teslim ediyorlar. Aslında tanımlanmayacak bir şey de yoktu ortada, paketin üzerinde ne olduğu yazıyor açıkça. İşte bir takım vergi, gümrük olayları heralde. Haraç kesmek? Olabilir. Yine de daha ucuza geliyor Türkiye sınırları içerisinde aynı ürünü satın aldığımda, o yüzden sorun etmiyorum vergisini falan çok. Ekonomiden anlamıyorum, neyse.

Gümrük dairesinden çıktıktan sonra güneşli havayla içim cıvıl cıvıl oldu biraz. Adliye binası, polis amirliği gibi kurum binalarının olduğu bir dörtyol kenarında maskemi indirdim nefeslenmek için. Aklımda "acaba şimdi nerede bira içilir en güzel" sorusu var, eve doğru dönmek mi mantıklıdır yoksa biraz daha ilerde bir yerler bulmak mı? Evin yakınlarındaki mekanları seviyorum ama hiç gitmediğim mekanlara da yakın mesafedeyim, deneyeyim diye geçiriyorum içimden.

Derken Ramazan sebebiyle covid önlemlerinin alındığı, bütün yeme içme yerlerinin kapalı olduğu bilgisi cereyan etti. Telefondan girip baktım hemen, doğru. Her yer kapalı. Şöyle bir etrafıma baktım, evet, çiçekçiler, barlar, kafeler falan kapalı hep. Bir tek adliyeye giren çıkan oluyor, bir de gümrük dairesine. Gündemi takip ederim aslında, çok gezelimci bir insan da değilim. Ama o an aniden her şey sıfırlandı zihnimde, sadece ve sadece hangi barda oturacağımı ve ne içeceğimi düşünür oldum. Güneş var falan... Neden bu kalın şeyi giydim diye düşünüyordum bir de, hava tahminimden de sıcaktı çünkü. Afalladım ayaküstü.

Bir yandan boşuna heveslendiğim ve hesaplamadığım için "ne aptalsın, sanki bilmiyor musun kapalı her yer?" diye düşünerek eve doğru yola koyuldum. Kapalı dükkanların ve mekanların camlarına ve kendi yansımama baktım boş boş. Uzun zamandır içinde olduğumuz kısıtlamalar ve kurallar bütünü üzerime aniden çökmüş gibi hissettim. Küstüm. "Altı üstü bir bira içecektin, sanki nedir, alır evinde içersin". Evet, biliyorum. Susar mısın şimdi.

Sokakta gezmek, yüzünü göstermek, bira içmek, mekanda oturmak, insanlarla etkileşim falan... Bunlara teker teker özel bir isteğim yok aslında ya da rahatsız ve küs hissettiren şeyler direkt bunların olamayışı değil. Küskünlüğü sağlayan şey ulaşamıyor olmaktan ve bunların "ulaşılamayanlar" olmasından çok, ulaşamayan hale getirilmek. Benim, bir takım sebeplerle bir şeylerden mahrum bırakılıyor oluşum. Hiç sevmediğim öğle vakti güneşinin ağzıma yüzüme vurmasından, "Burası da ne boktan müzik çalıyormuş" dediğim barın birasından, canımın istemesinden mahrum bırakılmam. En iyinin ve en doğrunun belirlenmesiyle kendi vicdani sorgulamarımdan da mahrum bırakılmam. Hazır sorgulanmış ve kabul ettirilmişleri yerine getirerek akli melekerimi çalıştırma ve etik kaygı gütme mekanizmalarımın işlevsiz kalmasına mahkum edilmem. Peki, tamam, en doğrusu öyledir.

"Yönetilmek, her faaliyette ve her işlemde not alınmak, kaydedilmek, listelenmek, vergilendirilmek, damgalanmak, ölçülmek, numaralanmak, değerlendirilmek, izin verilmek, dinlenmek, uyarılmak, yasaklanmak, değiştirilmek, düzeltilmek, cezalandırılmaktır. " - Pierre Joseph Proudhon

minaal-agha-cfc91737-afd4-4078-be80-89d7060d57f1.jpg

Meh.

Bu aralar Twitter'da fazlaca siyasi kişileri profil resmi yapmış genç insan hesabı görüyorum. Yaşlandığım için daha çok genç görmeye başlamış olabilirim, o kısmı geçelim. Sosyal demokrat, liberal, liberteryen, minarşist, serbest piyasacı ya da iskandinav modeli destekleyici, sol özgürlükçü falan... Belirli konsept ekseninde oluşturulmuş profiller ve profillere Türkiye siyasetinden en uygun kişi resim olarak konmuş. Bazıları ABD siyasetinden de koymuş oluyor. Babacan var çoğunlukla, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş falan. Erotik Deva diye bir hesap gördüm geçen. Babacan destekleyici mizah ve erotik içerikler konseptli. Meme sayfaları var çeşitli, İyip meme'leri paylaşanlar Deva meme'leri etc. Kulağımızdan taşarcasına siyaset ve parti muhabbetine mağruz kaldığımız gerçeğini hesaba katıp "olağan bunlar" diyorum, ama olağan işte. Yani var olan bu sistemin, daha doğrusu bu kitlesel varoluşun, bu gerçekliğin olağan olmasını da sağlayan olağanlığın kendisi bu. Tek bir şey aslında.

Ekonomik ve sosyal alanlarda gerçekten köşeye sıkıştırılmış gençler için internet bir özgünlük ve özgürlük alanı olabilecekken, orada da bir particilik, bir toplulukçuluk, lidercilik, bizdencilik oyununa devam edilmesi... Bu üzücü bence. Ne bileyim, herkes siyaset konuşuyor. Onun sözcüsü bunu demiş, diğeri şöyle bir hamle yapmış. İster istemez "hadi yaşını başını almış, kaba etinin kılları ağarmış kişiler neyse de, bari gençliğinin başlangıcında sen yapmayıver" diye geçiriyorum içimden. Ageism, evet. Kendi gündemleri, kendi halleri, kendi oluşturdukları internet kişilikleri olan insanları görmek istiyorum daha çok. Bazen, bazı politik fikirler konusunda yakın olduğumu düşünsem de, öyle profiller arasında geziyorum ki kendimi herhangi bir AKP propaganda taginde hesapları dolaşıyormuşum gibi hissediyorum. Sorunun kendisi bu davranışın kendisi olabilir mi acaba, bilmiyorum. Ama olabilir diye düşünüyorum.

Aynı gündemler, aynı konulara benzer tepkiler, hatta aynı kelimeler, benzer üsluplar, ortak şakalar falan. Zor ve mücadele gerektiren şey sanki o istenmeyen muhalif grubun ve isimlerin ardılları şeklinde konumlanıp bu muhalif ve istenmeyen sözleri tekrarlamak değil de, bunların dışında mümkün olabildiğince kendi başına takılmak gibi. Bir yer değişimi ile değil, komple dışsallaşmakla yenebilecekmişiz sanki yenilmesi gereken Türkiye'yi. Ya da her ne deniyorsa bu sıkıntıya. Belki de sıkıntı değil, ben sıkılıyorum... Apolitizm bıdı bıdı deniyor da, bir insanın dosdoğruca kendisi olmadığı ve herkesin farklı koroların şarkılarını söylediğini gördükçe en değerli ve aslında, maalesef, politik olanın kişinin öylece, dosdoğru, özgün ve biricik kendi olması gibi geliyor. Hayatın ona göresinden bahsetmesi, bitter çikolatanın onun damağında nasıl tat bıraktığı. Birbiri ardına değişen ve birbirini yaratan kitleselliğin iyileşeceği ve daha iyi olan için yaşasın diye bağrılacağının umuduyla biriciğin eriyip gitmesi, üzücü geliyor bana biraz.

"Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?

Kitaplarda yalnız kralların adları yazar.

Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?

Bir de Babil varmış boyuna yıkılan,

Kim yapmış Babil'i her seferinde?"

- Bertolt Brecht.

Listen.

Bu yazının şarkısı;

Silicon Empire, şu an üniversite sınavlarına hazırlanma sürecinde olan bir müzisyen. Laptopında yaptığı parçaları ortak bir serverda bulunduğumuzdan dinleme şansına eriştim. Synth, retro seviyorum zaten, dinlediğim örnekleri de oldukça iyi geldi. 26 Nisan'da da yeni albümü çıkacakmış. Burada bunları okuyorsanız siz de sevebilirsiniz diye düşündüm.

Blogun "Listen" ve "Lookism" köşesini bu şekilde kullanmaya karar verdim mümkün olduğunca. Eğer müzisyenseniz ya da görsel içerikler, modaya dayalı şeyler falan üretiyorsanız bana Twitter'dan dm ile ya da iletisim@zegohanim.com adresinden çalışmalarınızı gönderebilirsiniz. Hem yeni şeyler dinlemek, izlemek, görmek hoşuma gidiyor hem de başka insanların da hoşuna gidecek şeyler yaygınlaşmış olur belki bir nebze. Hem de only siyasi posting insanlardan çok sıkıldım. Tabii seversem paylaşırım kusura bakmayın. İğrenç bi insan mıyım? Neyse. Yanlış ifade kullanmamak için TDK'dan müzisyene bakayım dedim bu arada, şöyle bir şey çıktı;

müzisyen Fr. musicien

a. Müzik eserleri yaratan, besteleyen veya besteleri çalan kimse, müzikçi: “"İlk bakışta, işsiz ve aç gezen müzisyenlerimiz için böyle bir yola başvurulması, işi halledecek gibi geliyor insana."” -N. Hikmet.

tumblr_c8174b7ef03863df1481252bf30586f7_5358a968_500.webp