zego.
Aşağı baksan sakal, yukarı baksan bıyık.

Sabah 07:42, pencereden dışarı bakıyorum. Balkonuna baştan sona saksı dizmiş ve çiçeklerle süslemiş karşı apartman komşunun kedilerinin pati izleri var yerde. Gece boyu süren yağmur yüzünden ıslanmış patileriyleiçeri girmeye, pencerenin önüne gidiyorlar bu saatlerde. Çapraz apartmanda deprem sonrası boşalan iki daire dolmuş, balkonuna iki sandalye ve bir masa koyulmuş birinin. Diğerinin perdeleri çekilmiş. Sokağın sonundaki fırından çıkmış, poşetlerle maskeleri yarı açık şekilde evlerine gidiyor insanlar. Yürüyüşe çıkacağım zamanı bekliyorum, tam öğlen olmadan, çok da erken saatlere kalmadan, 08:30-09:30 gibi çıkmayı planlıyorum. O vakit gelene kadar bu yazının bir kısmı yazılmış olacak.

zego-yer.jpg

Meh.

Ahlaki üstünlük, kazanımı olması gereken bir şey midir? Kazanımı olan bir şeyin ahlaki üstünlüğünden bahsedebilir miyiz? Ben erken gençliğimi daha "düzgün" bir insan olarak yaşadığımda, erken gençliğini daha düzgün yaşamamış bir insana bir takım yaptırımlar uygulama hakkı kazanmış olur muyum? Cevabı çok net ve kesin, ya da belirsiz ve bilinmez olup olmamasından bağımsız dümdüz bu soruları soruyorum bir süredir Twitte'a bakarken. Düzgün olmanın tanımlarından da bağımsız. Olmak istemediği bir hal ile gençliğinde var olmak diyelim. Gerçi, konuşmalar dahilindeki meselelerin ahlaki bir şeyle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Daha farklı rekabet dinamikleri olan ve coğrafyanın getirdiği sert yaşam koşullarının sentezlendiği, çiğ bir varolma hali daha çok. Ancak bu kısımda değilim, aklımda canlandırdığı sorudayım daha çok. "Ben yanlış yaptım, bu sebepten ötürü özür diliyorum"un kabul görme imkansızlığı... Buradaki acımasızlık bana çok kırıcı, inhumane geliyor. "Elime geçirdiğimi ezmek, onu toprağın altına itelemek ve onun üzerine çıkıp daha da yükseldiğimi iddia etmek imkanım dahilinde iken, neden bir özrü dinleyeyim, neden neyin samimi olup olmadığı ile ilgileneyim ya da neden onu dinleyeyim?"

Christ and the Woman Taken in Adultery Bruegel

"İsa mabede girince, yazıcılar ve Ferisiler kendisine zina suçu işlemiş bir kadın getirdiler. Aralarında dediler: «Eğer onu kurtarırsa, bu Musa'nın kanununa aykırıdır ve böylece onu suçlarız; eğer mahkûm ederse, bu kendi akidesine aykırıdır, çünkü o merhameti tebliğ etmektedir. Bu şekilde Isa'ya varıp, dediler: «Muallim, bu kadını zina ederken bulduk. Musa, böylesinin recm edilmesini emretmişti; buna sen ne dersin?»

Bunun üzerine îsa eğilip, parmağıyla yerde bir ayna yaptı ve içinde herkes kendi kötülüklerini gördü. Cevap için sıkıştırırlarken, İsa doğrulup parmağıyla aynayı gösterdi ve dedi: «Aranızda günahsız olan ona ilk taşı atsın."

Hemen yanımda hamile bir kedi uzandığı için merhamet duygularım tetiklenmiş olabilir, geçelim İsa'yı Musa'yı. Bir realite var, en azından Twitter sayesinde daha çıplak görebilmemin sağlandığı; bazı insanlar, birini ezip üzerine basmanın kendilerini yükselttiği, bu yükselmenin yeni ezmeler sağladığı ve bu sayede sonsuz bir yükselme halinde olacakları hesabıyla yaşamlarını var ediyorlar. Ve sosyal medya sayesinde bu "ezme" eylemlerinin gerçekten, evet gerçekten, hiçbir elle tutulur sebebi olması gerekmiyor. "Elle tutulur bir sebebi varsa ezmek gereklidir" demiyorum. Kendi içinde ahlaki üstünlük mekanizması çalıştıran bu değirmenin, kendi mekanizmasının gerektirdiği sebepleri "dahi" taşıması gerekmiyor. Bir iki cümle, ekran görüntüsü, alıntı ya da resim ile bu sebepler yaratılabilir halde artık. Beyan. Evet, sadece bir beyan ile de mümkün. Bir tweet ile. "Bu ezilmelidir, çünkü o ezilmelidir" yazmak mesela, yeterli olabilir.

"Bu bir hayat tarzı haline gelmiş bu insanlarda, yalan konuşuyorlar, göz göre göre, parmağını gözüne soka soka yalan konuşuyor. Hodri meydan diyor sana, "Ben yalan konuşuyorum, sen de bunu biliyorsun, ben de senin bildiğini biliyorum ama ben yalan konuşuyorum ve ben güçlü olduğum için sen bana hiçbir cevap veremeyeceksin" diyor."

Ülkenin bütün varoluşuna çökmüş, artık saldığı irinden ötürü yaşanmaz hale getirmiş, insanlara hiçbir özgürlük alanı bırakmamış mevcut sistemin bundan daha net bir özeti olduğunu düşünmüyorum. Aşağı bakmıyorum, bakmayacağım da. Bu, benim için de, bir onur meselesi.

Ancak, içimde bir yerlerde, bir kendiliğime ait onur meselem daha var gibi hissediyorum. Ben aşağı bakmayacağım diye yüzümü yanaklarımdan sıkarak tutan ve bana yukarı bakmamı öğütleyen, hatta yukarı bakmam için suratımı kavradığı elleri ile başımı yukarı doğru çeviren, daha yukarılara erişmek için kullandığı ezme mekaniklerini bana gösteren, bunların "daha yukarısı için bir yol" olduğunu söyleyen, orada olmayanların "aşağıda" olduğunu anlatan her ne varsa biriciğimden gayrı, o kabule gelmemek de onur meselem. Bir eşdeğerlik görmediğimi, blogumu okuyan bir avuç insanın üzerinde durduğum mesele ile doğrudan ilişkisinin daha fazla olduğunu göze alarak yazıyorum bunu.

Mizahın, olması gerekmese de izahın, muhabbetin, insaniliğin, ayrılıklar özgür bırakılarak ortaklaştırılmaya çalışılan ve böylece bir ortak yaşam ihtimali kurulan varoluşun yerine; bunların hepsinin üzerine basarak, onları toprak altı ederek, suratların sadece kendi ellerimle kavradığım yönde durmasını sağlayarak ve böylece daha da yukarı baktırarak yarattığım varoluşu tercih ettiğimde, parmağını gözüme soka soka yalan konuşan o güç sevdalısından başka neye dönüşebilirim, ondan başka neyi besliyor olabilirim?

Jung, Maskülen.jpeg

Listen.

Geçen Youtube'da en çok izlenen müzik videolarına bakarken Linkin Park'ın Numb'ını gördüm. Bir buçuk milyardan fazla viewı vardı. 9-10 milyon da like. Dünyanın nüfusu 7,8 milyar.

Şarkının çıkış tarihi olan 2003'te benim de dahil olduğum 8-15 yaş arası insanlar, yani milenyaller için şarkının yeri biraz başkadır diye düşünüyorum. MTV'de meşhur olan diğer şarkılardan da başka bir yeri vardır. Müzikle tanışmak, müzik zevkinin bağımsızlaşması, merdivenin ilk basamağı, adeta "milenyal olduğunun bilinçsiz şekilde farkında olan milenyalliğe giriş 101" şarkısı.

Sonrasında gerek aniden değişen müziğe ulaşma pratikleri, gerek zaman geçtikçe özgünleşen ve kendi halini bulan müzik zevkinden ötürü bu şarkı ve grup, bir daha pek dinlenilmedi. O yaşta kaldı milenyaller için. O yaşların şarkısı ve grubu oldu. Ta ki bir gün Chester Bennington'ın intihar ettiğini sahne arkadaşının bir tweetiyle öğrenene kadar. Artık erken gençlik/geç ergenlik dönemini bitirmiş/bitirmeye yüz tutmuş, kendi müzik zevkini şekillendirmiş, yetişkin olmuş bu nesilin çocukluğunun bir bölümünde background müzik olarak kullanılabilecek şarkının sesi kendini asmıştı. "Can't adult" nesli için buz gibi bir "Sen artık büyüdün, çocukluğun öldü" deneyimi gibi, bu yüzden bu şarkıyı milenyal ağıdı olarak görüyorum.

Lookism.

@jack.wright

hehe idk

♬ Rasputin (7" Version) - Boney M.

"Hafif kaslı erkek" tanımı üzerine bir anlaşmazlık olduğunu gözlemliyorum, herkes gözlemliyor gerçi bunu. Çoğu kadına göre hafif kaslı erkek tanımı, çoğu erkeğe göre "bayağı kaslı". Bunlar olağan şeyler. Kadınların balık etli, zayıf ve şişman tanımalanmalarında da benzer anlaşmazlıklar olabiliyor. Vücuda sahip olanın onu elde ettiği emek ile ona bakanın algıladıkları, toplumun normatif kodlarından beslendiği ve bu kodlar cinsiyetlere göre farklılaştığı için olağan geliyor.

Tiktok'ta Rasputin şarkısı erkek bireylerin kaslarını gösterdiği şarkı oldu bu aralar. Sizin için inceledim ve hafif kaslıyı buldum sanırım.

Work.

zego.jpg

Twitter reklam yasağı sürecinde, bu süreç bittiğinde Twitter Türkiye temsilcisi atamamakta ısrarını sürdürürse, bant genişliği daraltmasına gidilecek. Yani Twitter'a VPN ile erişim sağlanabilecek. Hem yerel sebeplerden, hem fikir paylaşım mecralarının tekelleşmesinden doğan sansür yanlısı işleyişten ötürü insanların kendi platformlarına dönmesini, sosyal medya otonomlaşmasını desteklediğimi daha önce de yazmıştım.

Bu amaçla da bir yer açayım kendime diye Wordpress ile başlatmıştım fazla uğraşmamak ve hazır şekilde kullanabilmek için. Bir türlü içime sinmedi, Ghost denedim, ödeme yöntemleri TR'de bir işe yaramadığı için devletimiz sağolsun, ondan da vazgeçtim. Sonra bir arkadaşın anlatmasıyla React ve Tailwind CSS ile blogu yapmaya karar verdim. Henüz oldukça newbie olduğumdan böyle derme çatma bir blog oldu. Ama hoşuma gitti. Footer için saatlerimi verdim, yine pek olmadı ama olsun. Yazılım öğrenmeliyiz.