zego.
Happy New Fear.

Aşağıdaki körsel 2008 Atina'da 15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos'un güvenlik güçleri tarafından öldürülmesi ve sonrasında ülke geneline yayılan protestolarda yazılmış bir duvar yazısı. Günümüz insanının birbirine sessizce söylediği bir dilek gibi geldiği için paylaşmak istedim.

Atina protestoları

2020'nin sonuna geldik.

Geçen sene bu zamanlarda, Çinli bir hekim olan Li Wenliang, sosyal medya hesaplarından COVID-19 hakkında bilgiler paylaşıyordu Fazlaca insanda görüldüğü, deniz ürünleri pazarında ortaya çıktığı gibi bilgilerle... Bir hafta içinde, 3 Ocak 2020'de, "internet üzerinden halkı tahrik etmek" ve "tedirginlik yaratmak" suçlamasıyla tutuklandı, kendisine bir takım belgeler imzalatıldı ve bir süre sonra görevine geri döndü. 14 Ocak'ta ise Dünya Sağlık Örgütü, "Çin otoritelerince COVID-19'un insandan insana bulaştığına dair hiçbir kanıt bulunmadığı"nı Twitter hesabından duyurdu. DSÖ'nün bu tweetinden bir hafta önce, 6 Ocak'ı 7 Ocak'a bağlayan gece, Li Wenliang COVID-19 sebebiyle hayatını kaybetmişti.

Yani, en azından şu anki bilgilere göre böyle...

Dört günlük yasağa gireceğiz. Alkol alımı yok, dışarı çıkmak yok. Zaten hafta sonları yasaktı, hafta içi de belli saatlerde yasaklanmıştı. Maske takmak zorunlu, sokakta sigara içmek yasak. Hafta sonu alkol satışı da yasak. Toplu etkinlikler yasak, sanırım toplu namazlar hariç. Başka ülkelerde de böyle diye biliyorum, arada demokratik haklarını kullanıp gösteri ve yürüyüş yapanlar oluyor. O zaman yasak değil sanırım. En sevdiğim bar aylardır kapalı, kepenk indirmiş. Sokak tamamen öyle zaten. Birileri bir yerlere gidemiyor, gelemiyor, gitmişse kalmak durumunda oluyor.

Neden bunları yazıyorum ki. Bu işler konusunda bilgim yok. Gerekli olan uygulama hangisi, hangisi ne şekilde uygulanmalı... Bunlar benim uzmanlık alanım değil. Ben sadece şey düşünüyorum ve bunalıyorum... Bütün bu süreç, öyle sanıyorum ki, ne kadar bok gibi yönetilebilirse o kadar bok gibi yönetilmiş halde. Yanlış anlamayın, dilenci ya da komplocu değilim. Ama öyle hissediyorum. Gördüklerim bana bu işin boktan yönetildiği izlenimini bırakıyor. Şu geçirdiğim süreçte "sağlık otoritesi", "bilimsel kurul" falan, bunların hepsine karşı dev bir güven sarsıntısı yaşadım. Belki bilgisizliğin getirdiği bir hype güveni taşıyordum ve olması gereken seviyeye geldim, bilemiyorum. Ama 2020 için en akılda kalıcı anım bu olabilir.

a6019ca9f6c6f1e73bfd8c9282cc7639.jpg

Telaş, karmaşa, panik... İnsan, hayatta kalma mekanizmalarını bu kadar derinden tetikleyen durumlar karşısında ne kadar da aciz olabiliyor. Bu mekanizmanın çiğ şekilde çalıştırdığını hissetmek, daha doğrusu fark etmek, zor biraz. Özellikle güvenli yaşamlarda, ölüme olan yakınlığın yaşlılık dışında nadir seyrettiği hayatlarda. "Hemen yakınımda bir tehlike var, ve o tehlikeden kurtulmak için ne olursa olsun her şeyi yapmalıyım". Bu çok doğal, ve aynı zamanda istismar edilebilir bir dürtü. "Alkolün etkisiyle" söylemi gibi kullanılabilir "paniğin etkisiyle". Birinden faydalanmak isteyen, abuse etmek isteyen insanların alkol gibi zihin mekanizmalarını hızlı değiştirici maddeler kullanıyor olduğu gerçekliği içerisinde, yine abuserlar tarafından "panik"in aynı amaç doğrultusunda kullanılıyor olacağını söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Zaten politika dediğimiz şey, çoğunlukla böyle işlemiyor mu?

Meh.

Twitter'dan bunaldım. Seçerek liste oluşturmama, bazı alanları daha çok göreyim diye ayarlamama rağmen, panik her yere sıçradığı için "paniksiz timeline" oluşturamıyorum. Akademide panik var, sinemada panik var, kampüslerde panik var, şirketlerde panik var, sokaklarda panik var, evlerde panik var, meme'lerde panik var, zihinlerde panik... "Ya maske de bana hiç yakışmıyor" diye bir paylaşım yaptıktan sonra eve geldiğinizde komplocu düz dünyacı olarak quote rt'lerde dolaştırılıyor olabilirsiniz. Köpeğinizi sevdiğiniz videoyu paylaştıktan sonra evinize gelip köpeği alıp size dava açabilirler, video hoşlarına gitmediği için. Ponytail saçlarınız ve pembe t-shirtünüzle fotoğraf koyduğunuz için "pedofili" destekçisi olduğunuz yazılıp boy boy fotoğraflarınız paylaşılıyor olabilir. Hiçbir şey yapmasanız da, biri size gıcık oluyorsa, bir panik yaratıp insanları o paniğe sürükleyip sizi o sürüncemenin içerisine çekebilir. Hatta sizi tanıyanları da, hatta tanımasa bile sadece takip edenleri de.

İnterneti seviyorum. Bireye, panik ve korkunun araçsallaşmasıyla yönetilen ve aynı zamanda yöneten, bu şekilde devir daim eden vasattan ayrı bir alan yaratmasını mümkün kılabildiği için. Ancak bizzat bu uzaklaşmak istediğimin sanal tekrarını yaşayacaksam, nasıl seveceğim? Her yerde eli sopalı bekçiler var, cansızlar ama. Cansız bekçiler, işlerini yapmak için kolektif paniğin enerjisini kullanıyorlar. Etkileşimli, insanların güruh olmaya çalıştığı, bir yere doğru herkesi çekmeye çalıştığı, dışarda kalanları törpülemek için en keskin aletlerini kullandığı her yerden bunaldım iyice. Dandik "we live in a society" repliklerini tekrar etmenin manasız olduğunu biliyorum. Yine de blog, kişisel alan, etkileşimden bir tık uzaklaşmak falan, bana daha rahatlatıcı geliyor. Elbette şurada yazılanı bir mercii tarafından yargılayıp hüküm kesecek olanlar falan var hala, yine de daha safe space.

Listen.

2020 en çok dinlediğim Spotify şarkıları arasında, en çok şarkısı olan grup Carbon Based Lifeforms olmuş. Geçen sene Eylül aylarında, Rusya'da yapılacak olan konserleri için bilet bakıyordum. Youtube konser videosu, sosyal mesafeye dikkat edelim günlerinde bana iyi geliyor, belki size de iyi gelir:

Benim gibi bu tarz tripleri çok seviyorsanız, ve eğer pandemi politikaları planetarium gösterileri izlemeye uygun hale gelmeyi iyice erteleyecekse, kendi planetariumunuzu kendiniz de yapabilirsiniz. Zevkinize düşkünsünüzdür siz de, yoksa neden blogumu okuyasınız... Neyse, konser videosundaki gibi bir ürün değil ancak anladığım kadarıyla uzay görselleştirmede oldukça iddialı. Time dergisi, "best inventions of 2020" listesine koymuş bu aleti, ki bence de öyle. 580 dolara satılıyor. Verilir.

Seyir.

Bir süredir TikTok'ta acayip olduğunu düşündüğüm şeyler izliyorum. Genel gözlemlerime göre; 35-40 yaşlarında, hafif etine dolgun, orta-alt gelir ve eğitim düzeyinde kadınların canlı yayınları inanılmaz ilgi görüyor. Bu ilgi, yalnızca izleyici sayısı değil. Bu kadınlar canlı yayın açıyorlar, canlı yayında genelde sadece omuz ve yukarı hizada telefona konuşuyorlar yazan kişilerle. Bazıları telefonu sabitleyip ayakta yayın yapıyor. TikTok'un kendi içinde mekanizması var, story'e emoji gönderir gibi sticker falan gönderebiliyorsunuz. Bu kadınlara, bir sürü kişi sticker gönderiyor. Yalnız şöyle bir fark var, bu stickerlar jetonla çalışıyor. Yani ödeme yapmanız lazım. İnsanlar, özellikle erkekler, seri bir şekilde sticker gönderiyor. Bir tanesini hesapladım, tek bir yayında ortalama 5-6 bin TL para kazanan kadın yayıncı var. Yayınlanan şey ise şu; kadın sticker falan gönderenlerin ismini heyecanla bağırarak söylüyor. "Ayy, Mehmet 350 attı, napıyorsun Mehmet inanılmaz! aay Oğuzhan, Oğuzhan! 150 gül attı!". Evet, bu kadar. Hayır, yadırgamıyorum. Aksine takdir ediyorum. Orta-alt gelir ve eğitim grubunda "bile" internet yayıncısına maddi destek olma alışkanlığı oluşmuş, içerik ne olursa olsun. Twitter'da bütün gün bir şeyler yazsan ve yazdıklarını severek okusalar dahi, bunu aboneliğe çevirsen mesela, destekleyen ya da abone olan kişi bulamazsın. Hani "Iyy, TikTok mu?" deniyor ya, daha iyi bir işleyişi var desem yanlış olmaz. "Iyy, beleşçi Twitter" aslında.

TikTok'ta aktif kullanıcı değilim. Yani içerik üretmiyorum, takipçim yok, etkileşimde falan değilim. Ama izliyorum sürekli. Benim gibi bir sessiz gözlem manyağı insanlar için bulunmaz nimet gibi bir şey. Sokaklara çıkmanın, outside sosyal hayatın sınırlandırıldığı şu günlerde özellikle.

Dikkatimi çeken, izlemekten de keyif aldığım içerikler tarzlarından biri de erkek bireylerin kendilerini gösterdiği videolar. Çeyrek asırdan hayli fazla şu hayatımda bu denli erkek bedeni objektifikasyonu görmedim desem yalan olmaz. Efendim porno içerikler falan... O değil söylemek istediğim, ki pornoda da çoğunlukla işler öyle değil. Kullanımı oldukça yaygın olan, tarzını diğer platformların replike etmeye çalıştığı bu platformda bedensel teşhir, kadınların domine ettiği bir şey değil. Bu bana ilginç, gözlemlenmeye değer geldi.

@damien.pld

Version 2 #eboy #xyzbca #trend #aesthetic

♬ #OutfitReveal - おぎ

Çinli hizmetçi fetiş giysisi üreticilerin pushlaması mıdır, anime etkisi midir bilmiyorum, TikTok'ta yoğun bir şekilde süren "maid dress" konsepti var mesela. Bu içeriklerle ilgili en çok girilen tag'lere baktım. Maid dress dediğimiz de herkesin malumu hizmetçi kadın giysisi, French maid ile porno fetiş nesnesi olmuş ve yayılmış, efendime söyleyeyim adeta bir beyaz burjuva hetero erkekizm... Marx yaşasa hem bu fetişin sömürgeci beyaz erkekçiliği okşadığını falan söylerdi, hem de bayılırdı içeriklere. Karısı uyurken sesi kısık şekilde izlerdi. Neyse. Bu konseptli içeriklerin bulunduğu tagleri dolaştım hep. "Maidboy" taginin "maidgirl" taginden daha fazla ilgi gördüğü ve daha fazla görüntülendiğini gördüm. Azınlık bir grup kadın falan değil, bayağı geniş bi kitle erkek gibi erkek tiplerin kendilerini bu giysilerle teşhir ettiği, dans ettiği falan videoları gerçekten çok seviyor.

Bana şey gibi geliyor; kadınlar ekonomik bağımsızlıklarını alabildikten bir süre sonra eş tercihlerinde erkeğin görünüşüne çok daha fazla önem vermeye başladı. Ancak burada bir problem var, erkekler görünüş üzerinden rekabet nasıl edilir pek bilmiyorlar. Doğuştan şanslı olan Brad Pitt falan var, o kadar. Bildikleri şey genetik olarak şanslı olmak. Kadınlar ise genetik şanssızlığın nasıl elimine edileceği üzerine 10 ciltlik ansiklopedik bilgi sahibiler. Makyaj, estetik, poz, giyim, tavır falan... Erkekler de "nasıl bedensel teşhir edilir, nasıl bedensel beğeni toplanır"ı kadınlardan öğreniyor. Cute ve seksi anime kızı beğeniliyor, vücudu seviliyor, ben de öyle olayım. Bu kadar basit bir mekanizma çalışıyor gibi geliyor bana. Bedensel teşhir kadınların domine ettiği bir alan olduğu için, bedensel teşhir üzerinden gitmek isteyen erkekler de kadınların kurallarını uyguluyor. Şey gibi, siyasete girip başarılı olan kadınların erkeksileşmesi gibi bir durum. O işin raconu neyse ona uyuyor insanlar. Bedensel vurgunun ve bedensel beğeni toplamanın yöntemi de bu. Aslında orada arzulanan ve beğenilen şey direkt erkeğin maid giysiyi giymesinden ziyade, kendi bedenini beğeniye sunması. Kendi bedenini seksüel olarak objeleştirmesi sanki daha çok.

Play.

2020'de oyun üzerine yazacağım ve büyük ihtimalle bu Cyberpunk üzerine olur diye düşünüyor olabilirsiniz. Olmayacak. Büyük bir fail olarak kendilerini bir kenara bırakıyorum. Kart oyunlarını seviyorum. Pek sosyal bir insan olmasam da, insanlarla kartlar üzerinden oyun oynamak falan hoşuma gidiyor. Geçenlerde karşıma bu ayarda bir oyun çıktı; AskHole. İnternette anketleriyle tanıdığım, sonradan OnlyFans içerik üreticisi olan bir kadın ve erkek tarafından hazırlanmış. Henüz birileriyle oynama fırsatım olmadı, denemedim de. Ama incelediğimde hoşuma gitti. Cards Against Humanity'nin nsfw versiyonu gibi denebilir. Örnekteki gibi sorular var, toplulukta belirli sıralama ve kart çekme şekli belirleyip cevaplıyorsunuz. Soruları incelerseniz fena değil yani. Grup arkadaşlarının zihinlerini keşfetmek için iyi bir seçenek olabilir.

Ego.

Haftada ya da iki haftada bir, belki de üç günde bir falan, seçtiğim ürün, müzik, paylaşım, video, oyun, fotoğraf vs ile ilgili ve/veya gündemdeki konularla ilgili, ya da kendi seçtiğim bir konu özelinde, ya da tamamen kendimi içeren bi içerik çıkarmayı düşünüyorum bundan sonra. Bunu yapmam için kendimi pushlama içeriği oldu bu biraz, bir anda "hadi başlayayım artık" diye oturup yazıverdim. Start olması için. Bu yüzden fotoğraf köşem boş kalmasın diye kendimi paylaşacağım. Eski bir muhabbeti karıştırırken buldum. Pandeminin hemen öncesi çekip göndermişim, Youtube yayını yapma muhabbeti üzerine. "Bu kılıkla mı yayın yapacağım" diyerek. Bi alttaki fotoğraf ise pandemi sürecinden. 2020 çok kötü geçmemiş benim açımdan galiba.

0yDFLBi-.jpg small.jpg

117981167_334240114289958_8641614892934222090_n.jpg

Video yayıncılık, sesli yayıncılık inanılmaz derecede arttı. Ben textte kalakalmış hissediyorum zihnen. Pek fazla podcast dinleyemiyorum, çoğunda bir yerden sonra dinlememeye ve sıkılmaya başlıyorum. Video içerikler de gerçekten güzel bir hikaye ya da anlatım yoksa pek bakamıyorum. Yayıncılıklar da öyle. İnsanların bedensel ve sessel etkilerinden uzaklaşarak, onların zihinlerde yarattığı yüklerden bağımsızlaşarak çıkartığı text-based içerikleri daha çok seviyorum. Çünkü bana kendi zihnimde tamamlamak için daha çok olanak sağlıyor gibi. Görüntü, ses, fikir falan... Bunların hepsine maruz kaldığımda zihnimde canlandıracak bir şey kalmıyor gibi geliyor. Neyse, text romantizmine de gerek yok. Çağ şekil şukul, görüntü çağı. Aklımda bu tarz içerikler çıkarmak ve belli zamanlarda burada yayınlamak da var. Podcast olur, video olur, fotoğraflar olur falan. Henüz netleştirmedim ama fikirsel hazırlıklarını yaptım. Bir de burayı biraz daha geliştirebilirsem, boyasını badanasını tamamlarsam, belirli seviyede ücretli üyelikli hale getirmeyi planlıyorum. Hem içeriklerin yayılmasının ve hoşlanmayacağım bir yığın tarafından yargılanmasının önüne geçmiş olmak, hem de ne şekilde olursa olsun içerik ve yayın üretiminin karşılığını almak için. Daha mizahi, daha açık ya da rahat takılmak için biraz safe space oluşturmak gerekiyor artık sanırım. Bir kişi de olur, beş kişi de, on kişi de. Neyse artık... "Haber vereyim dedim" içeriğimin sonuna geldik.