zego.
Hoşçakal Big Mac, merhaba pirinç lapası.

Mocha pek sevilmez. En azından küçük çevremde ve tanıdığım insanlar arasında pek sevilen bir şey değil. Klas bi kahve deneyimi americano, straight espresso ve en basic şekilde düz filtre kahvedir. Sütü koyup koymama, tatlandırıp tatlandırmama, çikolata ile birleştirip birleştirmeme konusunda damak tadından öte bir karizma münakaşası mevcut. Nesillerin, deneysel kahveciliğin ve yöntem çatallaşmasının da köktenci eleştirileriyle karşılaşıyorum sürekli. Adabı vardır kahve içmenin...

Osmanlı'da kahve

Mocha, al-Makha; Yemen’de bir liman kenti. Yemen kahve çekirdeklerinin dünyaya yayılmasında önemli rol oynamış bir kent. Mocaccino, mocha latte ve moka pot şeklinde isimlerle bütün dünyanın zihnine ismini yerleştirmiş bir kent al-Mahka. Arabica çekirdeklerinin yetiştirildiği bir kent değil yalnız, liman kenti sadece. Alışverişin yapıldığı, kahvelerin yola çıktığı ve dünyaya yayıldığı kent. Portekizli bir misyoner olan Jerónimo Lobo‘nun 1625 tarihli Kızıl Deniz gezisinden aktardığına göre, Mocha kenti önemini Osmanlı yönetimi altında iken kazanmış, öncesinde daha sınırlı bir tanınırlık ve ticaret düzeyinde imiş. Yani şu an yudumlamakta olduğum mochanın mocha olabilmesinde, ona mocha denmesinde, Yemen çekirdeklerinin İtalyan demleme metodu ile Güney Amerika çikolatasıyla harmanlanmasında Osmanlı’nın ticaret kuralları önemli bir rol oynamış.

Bunu her düşündüğümde ayrı bir keyif alıyorum; Amerika yerlilerinin çeşitli ritüellerde tükettikleri kakaonun, bir keçi çobanının keşfedip sufi meclisine sunduğu ve bu şekilde yayıldığı iddia edilen kahve ile Viyana kuşatması sonrası Avrupa’da buluşması ve Avrupalı’nın bunları eline alıp biraz çikolatalı biraz espressolu sıcak bir içki var etmesi, ve bunu sabah uyandığımda içmem… Kölelik, savaş, işgal, kolonyalizm, binbir türlü yıkımla yaşayan insanlık tarihinin bana ulaşan hatırası gibi. Bir kahvenin kırk yıl hatırı muhabbetini, bir kahvenn yüzlerce yıl hafızası vardır diye güncellesek mi?

Mocha_Dapper_16801.jpg

Genelde filtre kahve içiyorum aslında. Tatlı ve sütlü tonlarını pek sevmem kahvede. Bu tarz birleşimlerin binbir türlü hali çıktı bir de, karamellisinden bilmem ne köpüklüsüne falan. Hiç öyle tercihlerim yok, ama mochayı sırf bu geçmişinden ötürü seviyorum. İsmini seviyorum. Bazen Arapçaya benzer şekilde telaffuz etmeye çalışıyorum kendi kendime. Mok-ha, el-Muk-ha. Biraz ayn patlatarak. Mocaccino demeye başlıyorum ardından. Mokaçino. En iyi kahve demleme tekniğini bulmuş bir coğrafyanın insanıymışım gibi.

İnsanların etkileşimi, ticaret, kültürel geçişler, savaşlar falan… Bunlar sonucunda oluşan bir şeyden böylesi zevk almam beni iğrenç sınıfsal ayrıcalıklı bir insan mı yapıyor, bilmiyorum. Ben birden bire içmeye başladım mochayı. Her şey birden bire gelişti benim açımdan Orhan Veli’nin dediği gibi; birden bire düştü kahve çekirdekleri önüme, kakao birden bire belirdi, süt birden bire.

Bir beyaz üstünlükçü orta sınıf gibi kölelikten beslenen kahveye olan sevgimi dile getirdim. Bu kabul edilemez. Kahveye olan sevgimi böyle yazmamalıydım. Özür dilemeliydim bütün bu süreç için. Hesap vermeliydim, en azından hesap verilmesi gerektiğini dile getirmeliydim. Bu tavrım yüzünden tartışmaya girdim ve Twitter tarafından hesabım kapatıldı. O yüzden bu içeriği kendi blogumda yazmaya karar verdim.

John_Frederick_Lewis_004.jpg

Hayır, böyle bir şey yaşanmadı. Ama yaşanabilir de. Yani, bunun yaşanmasının önünde bir engel var mı? Hayır. Dahası, Twitter hesabımı kapatma kararı aldıktan sonra kendi bloguma gelsem de, blogumun hosting firması tarafından da, ya da ne bileyim, bu teknoloji araçlarının hizmetini sağlayanlar tarafından engellenebilirim. Fikirlerimi internet üzerinde dile getireceğim herhangi bir aracın geliştirici olan şirket sahipleri tarafından bu eylemim engellenebilir. Örneğin bütün bu şirketler dev bir filtre sistemi ile çalışmaya başlayabilir. Uğraşmalarına gerek kalmadan auto-mod ile blocklanma uygulanabilir. 1984… Okumanı tavsiye ederim dostum…

Dev bir şirketler otoriteryenizmi içindeyiz. SSCB yıkılmasıyla sahneden inen komunizm ile, sahneye gelen ABD ve kapitalizmin çalkantılı son halleri sonrasında sanki iki oyuncunun birleştiği bir oyuncu çıkıyor sahneye; şirketler otoriteryenizmi. Bu “demokratik olmayan” bir otoriteryenizm de değil aslında, çoğunluğun içinde olduğu bir hal. Çoğunluğun değerleri, inançları ve gerçeklik algısı yok sayılarak ya da üzerine basılarak kendini var eden bir otoriteryenizm değil, çoğunluğun değerlerini, inançlarını ve gerçeklik algısını kendisi bizzat yaratarak, kendini bu güçle var eden bir otoriteryenizm. İyi olduğunu, iyiyi istediğini ve iyicil davrandığını çoğunluğa ikna edebilmiş bir otoriteryenizm.

Uzun süre yetecek kadar pirinci haşlayıp lapa haline getirip dolapta stoklarlar, biraz sebze ve bazen biraz et ile birlikte stir’leyip yerler. Bu ortalama öğrenci ya da orta-alt gelirli insanın klasik olarak yaptığı bir şeydir ve çok yaygındır buralarda diyor bir videosunda Koreli bir Youtube aşçısı. Her öğrencinin buzdolabında olan klasik şeyler vardır ya, Kore’de de bu pirinç lapasıymış. Belki de Uzak Doğu’nın genelinde böyledir, bilemiyorum.

Türkiye’de bir kadının evlenilecek kadın olduğunu gösteren, ya da evlenilecek kadında beklenen şeylerden birinde, geleneksel olarak, X yemeğini yapabilmesi var mıdır, tam çıkaramadım. Parmak kadar yaprak sarması yapabilmek olablir belki. Bir kaşığa kırk mantı sığdırmak? Bilmiyorum, biliyorsanız yorum olarak yazarsanız sevinirim. Bu Koreli Youtube aşçısı yine başka bir videosunda Koreli kadınların evlenilecek kıvamda olduğunu ya da evlenilecek kadında basic beklenen skillerden biri olduğunu söylüyor kimchi yapabilmenin.

Pirinç lapası ve kimchi yapıp, dolapta tutup, bir şeyler hazırlamaya vaktim olmadığı ya da üşendiğim zamanlarda bazen bir şeyler daha ekleyerek bazen bir şeyler eklemeden bu ikisini stirleyerek yediğim zamanlar oldu. Ayrı ayrı iki besini de pek sevmiyorum aslında, ama bütün haliyle güzel geliyor. Yalnız ilginç bir şekilde bu şekilde beslenince kendimi köle gibi hissediyorum. Ne alaka diyorsanız bir deneyin derim. Köle gibi derken tam anlatamamış olabilirim; Mc Donalds yemek gibi bir his. Ne olduğu belli, ne olacağı bell, nereden geldiği ve nereye ait olduğu belli, herkeste ve her yerde aynı bir kap yemek gibi. Kültürlerin ve alışkanlıkların benim zihnimde belirmesiyle yarattığım bir algıdır bu, ki öyledir zaten. Ama algım böyle yani.

World wide web. Ulaşabildiği herkesin, birbiri ile bağlantısını, bilgi alışverişi yapmasını ve otonom bir şekilde paylaşmasını sağlayan bir ağ mı, yoksa dünyadaki herkesi ağın içerisine toplayıp onları yemekle tehdit eden ve istediği şeyi ağa pushlayan bir karadul mu? Böyle dev bir farklılığın, bu denli aynı araçlarla sağlanabilmesi dünya tarihinin başka bir zamanında olmuş mudur acaba.

Taraf olmayan bertaraf olur”, Türkiye’de siyasal İslamcıların ve AKP rejiminin bolca kullandığı bir slogan. İnternetin durumu için oldukça geçerli aslında kullanıldığı yerden bağımsızlaştırırsak eğer. Bültencilik, RSS kullanımı, kişisel bloglar, olabildiğince dev şirketlerin sosyal medya araçlarına bağımlı olmayan bir internet deneyimi için taraf olunması gerekiyor. Yarına varlığı garanti olduğu için beni güvende hissettiren pirinç lapası, yüksek kalori ve ucuzluğu ile bir paket halinde önüme sunulan Mc Donalds menüsü yerine çekirdeğini kendi damak tadıma göre araştırarak bulduğum, tarihini ve kültürünü okumaktan zevk aldığım, varlığını borçlu olduğu kölelik tarihine rağmen bir değer olarak elimde kalan ve içmekten zevk aldığım mochadan bahsetmek istiyorum. Aynı süreçler içerisinde olan insanlar tarafından “Hayır, süt konulması hoş olmuyor bence, adabı vardır kahve içmenin…” feedbacklerini okumak istiyorum. Neyin doğru, neyin yanlış, neyin yasaklanması neyin özgür bırakılması konusunda karar verici güç olan karınca kolonisinin bir üyesi ya da bunu pushlayan bir araç olan world wibe web’in bir ağ parçası olmak istemiyorum. Bu istememe halinin elde olan to-do’larının ilki, kendi internet varoluşunu olabildiğince kendi oluşturabildiği araçlarla sağlaması. En azından bence…

Çok aneliz :writing_hand: bir içerik olduğu için look kısmını atlayayım dedim, ama vazgeçtim. Anelizler look’umuzu durdurmamalı…

@sinairmak

mullet kescem saçım uzayınca düşünceleriniz?#foryou

♬ original sound - Xavier robles

Evet, bu blog bütün iğrençliği ile bu tarz içerikleri ve üreticilerini puanlayacak. Lookismin bunu hak ettiğini düşünüyorum. Burada haftada bir, belki daha sık bir şeyler karalayacağım. Hepsini Twitter’a atmayı düşünmüyorum. Fyi.