zego.
No woman, no cry.

IMG-2021-4-15-9-31-37.jpg

Sabahın erken saatleri, yine kahve makinesinin sesini dinliyorum. Birazdan kahvemi alıp masama geçeceğim. O sırada bunları yazarken pencereden dışarı bakıyorum. Karşı apartmanda oturan 40-50 yaşlarında bir kişi var. Balkonda oturmuş, bardağını masasına koymuş dışarıyı izlerken bir yandan da tabletine bakıyor. Ara sıra fark ediyorum bana doğru baktığını. Beni görüyor mu acaba diye düşünüyorum, penceremde tül perde yok çünkü. Gri bir güneşliğim var, onu da sabahları açıyorum, o kadar. Bir kat tül perde vardı aslında, ama çıkarmıştım. Bu şekilde kullanmayı daha çok seviyorum, hem de yıkamam gerekiyordu. Ancak bu şekilde kullanmanın böyle bir dezavantajı var. Sokak geniş olmadığı için karşı apartman daireleri birbirine oldukça yakın ve izlenme olasılığı oldukça artıyor. Ha, ben biraz rahat bir insanım, dağınığım da. Görüyorsa görsün, nedir yani diye düşünüyorum. Ama öyle olmuyor, Türkiye'de yaşamak insana bazı şeyler öğretiyor. Perdenin içeriyi göstermemesi gerektiği gibi. Kesinlikle. Aksi durumda dikkat çeken bir daire olup ekstra göze batmak mümkün. Her yerde böyle olmayabilir tabii, çoğu yerde böyledir. İşte, coğrafya sebebiyle yapmam gereken bir şey. Birazdan kalkıp gideceğim fırının pide kokusu eşliğinde bana "afiyet olsun yenge" demesi gibi.

Hmm.

Toplumdaki insanların bana ne diyeceğini tam çözemedikleri yaştayım. Fırındaki kişi yenge diyor. Tekeldeki kişi kızım diyor. Kahve aldığım yerdeki çalışan abla diyor. İleri yaşlara geldiği, çocukları olduğu ve seksüelliğini yitirdiği için artık yenge-teyze klasmanına geçmiş biri de değil, lise çağında henüz evlenmemiş ya da o çağrışımı yapacak biri de değil. Kadınların ailesel bağlarla deseksüelleşmiş olmaları üzerinden kurulan bu tanımlar, o bağları çağrıştırmayan insan söz konusu olduğunda birbirine giriyor. Yetişkin, yanında çocuğu olmayan, görüntü itibari ile bekar ve genç bir kadın. Kızım desen olmuyor tam, abla desen senden küçük büyük ihtimalle, teyze desen ı-ıh. Yenge? E biri de yok yanında. Anne de değil, çocuk görünmüyor. Seksüel olarak "bizim domainimizde" olmayan, herhangi bir domainde olduğu bilinmeyen bir kadını deseksüelleştirici bir kelime... Yok sanırım. Delikanlı? Bana en uygunu bu sanırım bu arkaik zihin içerisinde. Bir tek petshop çalışanının hitabını seviyorum. Hanımefendi diyor. Merhaba hanfendi, iyi günler hanfendi... Assume ediyor, etsin, yanlışsa düzeltirim doğrusunu der. Ama iyi bir tanım en azından, arkaik ve feodal temellere dayanmıyor. Bu açıdan gelmiyor, kaba değil, daha birey temelli, daha güzel. Bu kullanımı yaygınlaştıralım. Beyefendi, hanımefendi, kuirefendi. Gayet hoş.

ccccc.png

Listen.

Bu yazının şarkısı bu. Kısa.

Sale.

Trans kadınlarla trans oldukları için ilişki kurmayanlar transfobik midir? Kadın+ söylemi daha kapsayıcı mıdır, yoksa kadın söyleminin translar için yetersizliğini vurgulayarak transfobi yeniden mi üretilmektedir? Atanmış cinsiyetleri ve biyolojik cinsiyetleri kadın olan insanlar daha ayrıcalıklı oldukları için bu ayrıcalıklardan ötürü özür dilemeli midir? Yoksa biyolojik cinsiyeti kadın olan insan demenin kendisi sorunlu mudur? Biyolojik belirlenimci bir cinsiyet mevcut değilse ve cinsiyetler sosyal inşa ile oluşturuluyorsa transition süreci neyi hedeflemektedir, bu soru transfobik midir? Toplumsal cinsiyet rollerinin kadınları güzellik ve anneliğe sıkıştıran yapısını kırmak ve sosyal hayatın diğer yerlerinde de var olmak isteyen kadınların karşısına, toplumsal güzellik algısını yeniden üreten bir kadınlık tanımı getirmek, kadınlığın ispatını fiziksel yapı ile özdeşleştirmek ne derece özgürleştiricidir?

Bilmiyorum.

Bunlar, uzun zamandır güncel akademik/felsefi ve sosyal konularda belli derecede bilgisi ve birikimi olan insanların duyduğu, dahil olduğu, dahil olmayı istemediği ama maruz kaldığı ya da propagandasını yaptığı konulardan ve sorulardan bazıları. Eh, naçizane kafası çalışan, dünyada neler konuşuluyor takip eden ve atanmış cinsiyeti, biyolojik cinsiyeti, işte eski tabirle karı* olan bir insan olarak ben de kendimi bu konudan etkilenir halde buluyorum çoğu zaman.

*pardon.

Temel insani haklardan mahrum bırakılmak, yanlı adalet sistemi ve bu gibi ayrımcı politikalar ve davranışların dışında bir yerden yazıyorum daha çok. Meselenin felsefi yanı üzerine. Yaşamı ne şekilde anlamlandırdığıma, neyi ne şekilde yaşadığıma ve hissettiğime kadar belirleyici bir üslupla gelen tavırdan bahsetmek istiyorum. Hayır, bu tartışmaların yalnızca belli bir kesiminin dahil olduğu bir tavır değil bu. Daha genel bir şey, daha bütünsel bir algı. Haklı bir yanı var, ya da yok, o kısma hiç girmiyorum. Benim bu biricik varoluşumda hissettiklerimden bahsediyorum.

Bir

Eski yok, eski tamamen bitti. Duyduğun, gördüğün, öğretilen her şey yalan. Her şey belli bir amaç uğruna kötü insanlar tarafından yaratılmış ve kurgulanmış bir senaryo. Bu senaryo artık bitti ve biz yazacağız. Ben, kadın, o sevdiğim de yalandı. Bir anlatının kurbanıydım, manipüle edildim, zihnime psikolojik oyunlar yapılarak kullanılmam suretiyle kandırıldım. Seksim de yalandı, arzularım da. Rızam inşa edilmişti. Alınıp satılan bir şeyden de öte, bütün varoluşum birilerine fayda sağlamak için oluşturulmuştu. Artık zincirlerimi kırmaya, bu tanımların hepsini, bedenimdekileri de, yıkmaya ve yerine yenilerini getirmeye ihtiyacım var. Bunu yapmalıyım. Organlarım, iç organlarım, biyolojik yapım, hormonlarım ve bunların getirisi her şey artık daha farklı, isimleri farklı. Onları yeniden adlandırıyoruz. Özgürleşeceğiz, yıkacağız. Bu sayede ben, ben ve benim ait olduğum o yığınlar artık farklı bir seviyeye evriliyor. Yani, evrilmesi düşünülüyor.

İki

İnsanların ömrü artık daha uzun. Eskisi gibi erken yaşta ölmüyoruz, alelacele evlendirilmiyoruz. Yani, genelde. Ailenin sahibi artık evin babası değil, eşi ve çocukları onun malı değil. Yani, en azından literal olarak böyle değil. Kızlar ergenliğe girdiğinde, ömürlerinin en çok kısmını doğurgan geçirecekleri değerde alınıp satılan şeyler değil. Yani, çoğunlukla. Bunların literal olarak yaşandığı zamanların kültürü ise, pratiklerin yitmesiyle yitmiş değil. Azalmış mı, evet, ancak yitmiş değil. Belki zaten yitemez de, neyse. Toplumsal kadınlık, bu dengeler üzerinden değerlendiriliyor ve tanımlanıyor. Satıldığında ne kadar uzun süre doğurgan kalabilecekse, yine o kadar değerli. Bu verimli çağlarını, onu zengin birine satarak kendine gelir getirecek ailesi değil de artık kendisi kullanabiliyor. Toplumdaki kadınlık değeri azaldığı zamana kadar bunu mümkün olduğunca iyi bir şekilde paraya çevirme gayretinde. Son zamanlarda kullanımı aşırı derece artan uygulamalardan, basic evlilik anlaşmalarına kadar bir aralıkta, bu kültür devamlılığını sağlıyor. Hmm, çocuklarını garantiye alacak kaynak falan? Hayır, çocuk yok. Herkes aynı gelir sağlayacağı işlerde çalışıyor, yok öyle bir şey. Bir kültür devam ettiriliyor, sadece avantajlarından faydalanılıp dezavantajları da taşındığında protesto edilerek. Kişinin, kadının, kendi biricikliğinden, arzularından ve eşsizliğinden vazgeçerek giriştiği en güzel nesne olma ötesinde daha önemli bir şeyin olmaması, daimi bir ötekinin gözüne, pazardaki en iyi ürün olmaya ve alıcıyı tatmin etmeye odaklanmış ve bunu gerçekleştirebildiği ölçüde tamamlanabilen/tatmin edilebilen bir varoluş öğretisi ve bu öğretinin farklı hallerde ortaya çıkan tezahürleri.

Meh.

Bir ve iki. Çok sıkıldım. Emanet bir giysi giymişim gibi, ya da sevmediğim dar bir giysi giymişim gibi. Giyip aynaya baktığımda kasılıyormuşum, bana ait olmadığı her yerinden akıyormuş gibi. Bir yandan da yanımda birileri bana "çok yakışmış, tam üzerine gitmiş, tam senlik" diyormuş gibi sürekli. Bir başkası "hayır, diğeri tam olmuştu, bu olmadı baksana, hiç yakışmış mı!" diye çıkışıyormuş gibi. Kendi aralarında bana yakışıp yakışmadığı konusunda tartışıyorlar, sesleri yükseliyor, ben aynada üzerimde alakasız ve çirkin bulduğum, garip hissettiğim o giysi ile aynada kendime bakıyormuşum gibi. Ve bütün bunlar olurken, kadın olarak doğmuş olmaktan başka hiçbir şey yapmamışım gibi. Ya da, nasıl söylüyorsanız işte...

Twitter'da, sosyal medyada bu tartışmaları okurken, konuşmaları izlerken bu his hakim oluyor işte. Kadın olduğum için oradaymışım, ancak bir giysi giydiriliyor, biri beğenmiyor diğerine başka giysinin daha yakıştığını söylüyor, öteki de elinde başka bir giysiyle onun daha iyi durduğunu bu üzerimdekinin berbat ve eski moda olduğunu söylüyor sanki. Ben aynada kendime bakıyorum, tartışmaları dinliyorum, ama asla o giysiye ait hissetmiyorum, eğreti hissediyorum, bi yeri sıkıyor, bir yeri bol duruyor, paylaço gibiyim sanki ya da fazla iddialı, rahat değil ama asla. Kendime ait gibi değil. Ama birini beğenmem ve seçmem gerekiyormuş gibi. Bilmiyorum, modadan daha iyi anlıyorlar belki ya da giysi konusunda daha bilgililer. Ama beni ilgilendirmiyor o kısımlar. Ben o halde var olmak istemiyorum.

Bir süre düşündüm, ne yapabilirim diye. Yani bu tartışmalar, trans-terf, kadınlık falan... Kadınım ben de sonuçta. Yani, öyle biliyorum.

Bir şekilde meseleye dahilmişim gibi, ama değilim aslında "bana" sorarsan. Tam anlamıyla aynada kendime ve üzerimde eğreti duran, içimi bayan o giysiye ve yanımda hangisinin daha uygun olduğunu söyleyen insanlara baktığım bir anda aklıma geldi, ve bunu, kadınlığımı, satmaya karar verdim. Bedenimi, etimi, saçımı, rahmimi falan değil, yani o manada değil. Konsept olarak kadın olmanın kendisini, kadınlık argümanını, kadın oluşu ve kadın kimliğini satmak.

Aşağıda görselini ve linkini koyduğum "şey", benim kadınlığım. Yani, kriptolanmış, blok zincirlenmiş kadınlığım. Şifrelenmiş, alıcısına özelleştirilmiş bir sembolizasyon. Extra virgin. Cryptünnisa.

Biyolojik olarak kadın, atanmış cinsiyeti kadın, seksüel görünürlük açısından fazla kullanılmamış, hasar kaydı yok, birinci ve ikinci numaralı algı için biraz elden geçirilirse kullanılabilir, henüz bir ifşa metni hazırlamamış, güzelliği ile ön plana çıkma gibi pratikleri olamayan ancak yeterli masraf harcandığı taktirde bu skilli açılabilecek, çiçekli elbisesi olmayan, rahmi olan, doğurganlık argümanları için kullanılabilecek ve aynı zamanda aksi argümanlara da uyumlu sisteme sahip, she/her, they/them ve he/him kullanılabilir yapıya sahip olduğu gibi pick me girl, asker annesi ve trans ally gibi konseptlere de uyum sağlayabilecek yapıda, sahibinden.

fffffff.png

Bu karmaşa içerisinde boşa gittiğini hissettiğim, değerlendiremediğimi düşündüğüm ve aidiyet yitimi yaşadığım için satışa çıkarıyorum. Satın alacak kişiye getirisi olan her şeyi devrediyorum ve aynı anda bu tartışmalardan ve iddialardan bağımsızlaşacağımı ilan ediyorum. Satın alacak kişiye imzalı bir metin ile ayrıntıları da ileteceğim ve bu konuların muhattabı olmayacağıma ve muhattap alınacak kişinin satın alan kişi olacağına dair bir belge düzenleyeceğim. Güncel kadınlık, trans-terf gibi tartışmalarda kullanılabilecek, taraf sağlanabilecek, iddia edilebilecek, argüman destekleyici her özellik satışa dahil. Trans argümanlar için de, terf argümanlar için de kullanılabilir. Gelenekselci argümanlara da teklifim açık. Hepsine uyumlu olabileceğini düşünüyorum. Satış sonrasında benim için yeterli olan neşe, empati ve sabah seksi gibi şeyler dışında her şeyi devretmiş olacağım. Bunları zaten kullanmaya gerek olmayacağı ve satışta fazlalık olacağı için çıkarıyorum. Kullanım hakları ile ilgili ayrıntılı bilgi satın alındığı zaman karşı tarafa iletilmiş olacak.

Kadınlığımı temsil ve sembolize eden, somutlaşmış bu şeyin tam hali bu göründüğü şekilde değil. Satın aldığınız zaman tam halini görebilir olacaksınız. Öyle çok merak edecek bir devamı da yok, sadece unique olması ve satın alana has olması için tam halini yalnızca satın alanda olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü şu andan itibaren bu aslında benim de değil. Ay bi rahatladım düşününce. Neyse, fiyat teklifleri için OpenSea'yi ziyaret edebilir ve teklifinizi verebilirsiniz. Ayrıca iletisim@zegohanim.com adresine mail atabilirsiniz. Şimdiden hayırlı olsun.